BU BİR BLOG YAZISI DEĞİLDİR -4- ... PENCERE!

-Ne görüyorsun?

-Eski taş bir duvar... pencere!

-Sarajevo'da eski taş bir bina bu. Peki; içerden mi bakıyoruz sence, dışarıdan mı? Evin içinden mi görüyoruz pencereye sığdırabildiğimiz manzarayı, yoksa biz dışarıdayız da bu arkamızdaki manzaranın cama yansıması mı? Hatta iç içe geçmiş iki yansıma mı?; Cam. Su.

-Emin olamıyorum, bilmiyorum! Ya sen?

-Ben bu binayı, bu pencereyi, bu manzarayı biliyorum. İçinde mi, dışında mı olduğumuzu daha soruyu sorma esnasında biliyorum. Gerçeği biliyorum! Fakat bu bir fotoğraf. Durduğun yer belli. Nereden bakmak istersen oradan bakarsın. İster içinde hissedersin kendini bu taş evde, ister dışarda! Sana kalmış. Olasılıklar olduğu sürece imkansız yoktur çünkü! 

-Peki ya karar veremiyorsam? Her ikisi de mantıklı gibi.

-Mantığa ihtiyacın yok ki burada! "Fotoğrafı doğru bilen kazanır" yarışması değil ki bu! Aklını değil hissini tartmanı istiyorum.

-Keşke yaklaşabilsek pencereye. Elimizi alnımıza siper eder dayardık burnumuzu camına. Anlardık o vakit!

-Anlardık evet... Gerçeklik! Önemli fakat her zaman işe yarar değil. Şöyle düşün; hakikati bildin diyelim, fotoğrafa bakarken her iki duvarın her iki yanına hayalinde çizip istediğin kadar genişletebileceğin bir manzarayı sunabilir mi hakikat sana? Gerçek; belki de gerçek kılmak istediğimiz hayaldir sadece... Biraz sihir biraz masal!

-Fotoğraflar, hatta belki pencereler bunun için var... anladım!

-Ben kanat diyeyim, ben kuş, ben ışık. İster güneş girsin, ister yıldız, ister ay... ve mutlaka rüzgar. Ben umut diyeyim, ben bakış. Ben cesaret diyeyim sen esaret! İnsan bedeni, odası ise içinde sakladığı ruhun, pencere tüm evreni yani kendi dışındakini algılayan gözüdür.


Yol... Açık olsun!

O.../


[resim altı hayat seyir defteri replikleri]

Fotoğraf: Old window in an Old city in Sarajevo by BelmaCorbo 



Yorumlar

Popüler Yayınlar